Pages

4.8.15

SENSİZ BİR YIL DAHA...

 


Çok kızıyorum bazen sana böyle erkenden gittiğin için...
İnsan 62 yaşında ölmez ki! Anneanne dediğin 80'lerine kadar yaşar. Kilo alıp ton tonlaşır, huysuzlaşır, saçları beyazlaşır, hastalanır yürüyemez, bacakları ağrır, işlerini çocukları/yakınları filan yapar, bakımsızlaşır az biraz...
Ya sen;  zayıfcacık kadındın, huysuz değildin, saçların kestane rengiydi ve hiç dökülmemişti, yürümek bir yana hâlâ koşturuyordun, bacaklarında ağrıların vardı ama krem sürünce geçerdi, evde olsun dışarıda olsun her işini kendin yapıyordun ve ellerin hâlâ ojeliydi... Çoğu kişi annem değil ablam sanıyordu seni.
Gittin küt diye öldün, saçma sapan bir hastalığa tutuldun. İnsan gider alınabilir bir organın kanser türüne yakalanır, sen gittin pankreas kanseri oldun; üstelik tüm damarlarınla tutundun... Ne vardı annem o kadar tutunmasaydın, biz seni ameliyat ettirseydik ve iki-üç sene zor geçseydi de, biz şimdi bugün 70.yaşını benim yaptığım bir pastanın mumlarını üfleyerek kutlasaydık...
Bora seni fotoğraflardan bilmeseydi, ben değil de sen anlatsaydın Ona kendini... Hadi sen anneanneyi bırak anneni bile göremedin, ben anneanne görmedim de, Bora anneannesini görseydi be annem. Şimdi bana nasıl bir yük yükledin sen biliyor musun; Bora'nın evladı büyükanne görsün diye kendime hep iyi bakmak zorundayım. Attın bu yükü üstüme ama bakalım yukarıdaki aynı fikirde olacak mı? Deneyimleyeceğiz...

Ablamın sorumluluk daha zor. Kadının çocuğu yok, bana yaptığı ablalığın yanı sıra bir çok yerde annem olmakla yükümlü oldu birden bire. O daha zor be annem, kadıncağıza eziyetlerin en büyüğünü yaptık.

Sana en son buradan üç sene önce bir anneler gününde yazmışım. ( Özgün Olmamdaki Şükredişimsin... 13.05.2012)

Tekrar tekrar okudum; hâlâ bir çocuğun acılarını en çabuk geçiren yegâne güçlü şeyin bir annenin dudaklarından gelen şefkatli bir öpücükte gizli olduğuna inanıyorum. Buna özlemim her yaşımda daha çok artıyor.  Dinginliğini, dengeni, gücünü çok özlüyorum...

Oruç Auroba demiş,
Özlem, gidip görmek istemen,
ama, gidememen, görememen;
gene de, istemen.... diye,

Göremeyeceğini bile bile seni özlemenin ağırlığı beni acayip olgunlaştırdı. Giderek huyum suyum sana benzer oldu. Son bir kaç yıldır memleketteki dostlar, yaş aldıkça tipimin de benzemeye başladığı söyler oldu. Aynaya bakıyorum öyle mi karar veremiyorum. Ama eğer öyleyse sanırım en büyük onurum bu olur annem.


Kelimeler kilit gene... sustuğum en güzel şiirim sanırım sensin. Söylemiyorum onu kimselere, geldiğimde dizlerine uzanacak ve sen saçlarımı o naif parmaklarınla okşarken kendim fısıldayacağım sana...
Ama daha var, 40 sene filan bekleyeceksin. Daha babaanne görecek benim torunlar, anlatacak çok şey olacak onlara çünkü. Lakin öncesinde gelin seçme aşamasında o süzgeç deliklerimi nasıl geniş tutacağım bilmiyorum. İdare edeceğim artık, senin de vaktiyle beni idare ettiğin gibi...